Arayın
Twitter Facebook Instagram Linkedin Youtube Whatsapp

#1: “TÜİK | Türkiye Çocuk Araştırması, 2022” üzerine.

Merhaba,

TÜİK tarafından hazırlanan “Türkiye Çocuk Araştırması, 2022” adlı raporu; Ömer Faruk Şimşek editörlüğünde İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Merve Akkuş Güvendi, Dicle Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü’nden Dr. Oktay Tatlıcıoğlu, gazeteci yazar Dr. Menekşe Tokyay, Medipol Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden Prof Dr. Bekir Berat Özipek Rapor Bülteni‘nin 1. soruşturması için değerlendirdi.

Raporu incelediğimiz 55. sayımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

İyi okumalar!

Eşitsizlikler Arasında Çocuğun İyi Olma Hali: “Beslenme çantalarında neler var?”

“Çocuğun iyi olma halini” odağına alan araştırma, yaşam koşullarından eğitime kadar birçok alanda çocuk refahıyla ilgili veriler sunuyor. Ayrıca, çocuğun sosyoekonomik durumunu cinsiyet, yaş, annenin eğitim seviyesi ve hane geliri gibi verilerle birleştirerek çocuk gelişimindeki eşitsizlikleri daha ayrıntılı bir şekilde inceleme imkanı sağlıyor.

Çocuklukta sosyoekonomik eşitsizliklerin nasıl geliştiğini anlamak sağlık ve refah açısından yaşam seyri üzerindeki eşitsizlikleri tanımamız için çok yönlü bir bakış gerektirir. Bu bağlamda annenin psikososyal ortamdaki rolü ve çocuğun fiziksel/bilişsel gelişimi üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde anne eğitimi ile çocuk gelişimindeki eşitsizlikler arasındaki ilişki dikkat çekicidir.

Araştırmaya göre, çocukların günlük beslenme alışkanlıklarında tahıl içeren gıdalar (%60 oranında) sıkça tüketilirken; %87’den fazlası et, tavuk veya balık gibi protein kaynaklarını yetersiz tüketmektedir. Süt ürünleri olarak peynir ve yoğurdu her gün tüketemeyen çocukların oranı ise %42’dir. Bu tablo, çocukların sağlıklı, çeşitli ve besleyici gıdalara erişiminin sınırlı olduğunu göstermektedir. Özellikle çocuğun büyüdüğü ailenin sosyoekonomik düzeyi ve bakım verenin eğitim durumu dikkate alındığında bu sonuçlar daha da çarpıcı hâle gelmektedir.

Annenin eğitim seviyesinin artmasıyla birlikte, çocukların meyve, sebze ile besin değeri yüksek et, tavuk, balık, peynir ve yoğurt gibi yiyecekleri tüketme oranlarının arttığı görülmektedir. Yüksek öğretim mezunu annelere sahip çocuklar, meyve, sebze, et ve balık gibi yiyecekleri hiç okul bitirmemiş annelere sahip çocuklara göre iki kat daha fazla tüketmektedirler. Benzer şekilde bu durum çocukların kronik ve beslenmeye ilişkin sağlık sorunlarında da görülmektedir. Çocukluk dönemine özgü sağlık eşitsizlikleri, yetişkinlik döneminde diğer alanlarda da eşitsizliklere yol açtığından ve nesiller arası aktarıma neden olduğundan kapsamlı olarak ele alınmalıdır.

Çocuk Araştırmalarında Yöntemsel Tartışmalar : “Çocuklara soruldu mu?”

Çocuğun iyi olma hali, çocuğun yaşamındaki çeşitli alanlara dair göstergeler aracılığıyla yaşam kalitesini belirlemeyi ve politika önerileriyle yaşam kalitelerini arttırmayı amaçlayan bir yaklaşım olarak tanımlanabilir. Bu yaklaşıma göre çocuk araştırmalarında nesnel kriterlerin yanında çocukların toplumda eşit vatandaşlar olarak görülerek kendi yaşam standartlarına dair görüşlerini belirtebildikleri öznel kriterlere de ihtiyaç vardır.  TÜİK tarafından yayımlanan “Türkiye Çocuk Araştırması, 2022” çalışmasının sonuçları, Türkiye’deki çocukların yaşam koşullarına ilişkin fikir vermesi açısından değerli.

Ancak çocuk çalışmalarında trend, çocukların katılımının sağlanması yönünde.  TÜİK’in ilgili raporu incelendiğinde çocuk hakkında paylaşılan verilerin çoğunluğunun anne/bakım veren fertlerden alındığı görülüyor. Literatürdeki son çalışmalarda çocukların öznel görüşlerine daha fazla yer veriliyor.

Buna ek olarak, araştırmada uzun süredir Türkiye’de ikamet eden yabancı çocuklara ilişkin hiçbir bilginin olmaması önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Bu vesile ile Çocuk Hakları Sözleşmesi gereğince vatandaş olmasa da Türkiye’de ikamet eden çocukların iyi olma halinin gözetilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sorumluluğunda olduğu vurgulanmalıdır.

Türkiye’nin coğrafi bölgeleri arasında sosyal, ekonomik ve eğitim boyutunda farklılıkların olduğu bilinmektedir. Bu araştırmada bölgesel eşitsizliklerin çocukları nasıl etkilediğine ilişkin herhangi bir bulguya da yer verilmiyor.

Aynı zaman diliminde ve aynı coğrafyalarda bile çok farklı çocukluk hallerinin olduğu gözetilerek saha araştırmaları yapılmalıdır. Politika yapıcılarını daha sağlıklı yönlendirebilmek adına çocuk araştırmalarında bölgesel farklılıkları ve eşitliksizleri yok saymadan veri toplamak gerekmektedir. Çocuğun iyilik halini artırmak bütüncül bir çocuk koruma politikası ile mümkün olabilir.

Çocukların iyi olma hali: “Nasılsın? İyi misin?”

Son yıllarda çocuk haklarına dair literatürde çocuğun iyi olma hali ve buna ilişkin parametreler giderek daha fazla yer edinmeye başladı. Çocuğun iyi olma halinden kasıt, çocuğun farklı göstergeler ışığında yaşam kalitesinin ölçülmesi ve buna yönelik politika önerileri getirilmesine dair yaklaşım bütünüdür. Çocuğun iyi olma hali göstergeleri arasında kendine ait bir odaya sahip olmasından haftada kaç kez et tükettiğine, evinde kütüphane olmasından ne kadar sıklıkla seyahat ettiğine dair çocuğun öznel iyi olma halini ve yaşam memnuniyetini ortaya koymaya yönelik ölçümler yer almaktadır. Dolayısıyla amaç, çocuğun gelişimine ve yaşam koşullarına dair bütünsel bir bakışla yaklaşmak ve bu bütünsellik içerisinde çocuğun sağlıklı gelişimine etki eden faktörler üzerinden hedefe yönelik politikalar geliştirmektir.

Türkiye’de de bu alanda uzmanlaşan akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bir süredir çocuğun iyi olma haline dair düzenli istatistikler tutulmakta ve karar alıcılara bu doğrultuda önerilerde bulunulmaktadır. Bu açıdan son dönemde en çok tartışılan “iyi olma hali” bileşenlerinden biri de çocuğun beslenme hakkıdır.

Anayasada güvence altına alınan beslenme hakkı ile bir diğer anayasal güvence konusu olan eğitim hakkına dayanarak, 18 yaş altı yaklaşık 23 milyon çocuğun yaşadığı ve bu çocukların dörtte üçünün okul çağında olduğu Türkiye’de tüm devlet okullarında –okul öncesinden başlayarak lise sonuncu sınıfa dek- her gün bir ücretsiz öğün sağlanması konusunda uzun zamandır değerli bir lobi çalışmaları yürütülüyor. Ancak, bu konu hiçbir şekilde eylem planlarına dahil edilmiyor ve hatta okul öncesi eğitimde bir süredir yapılan yemek dağıtımı uygulamasına kısa süre önce sessiz sedasız son verildiği biliniyor.

Gıda fiyatlarının kontrolsüzce arttığı bir ortamda, İstanbul özelindeki çalışmalarda bile her hafta et yiyebilen çocukların oldukça küçük bir azınlık olduğu düşünüldüğünde çocukların beslenmesine devletin en az bir öğün ile katkıda bulunması, bu neslin Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde “fizyolojik ihtiyaçlar” kademesinde kalmaması için elzemdir. Bu konuda sosyal ihtiyaçları önceleyen belediyelerin hedef okullar seçerek o okullardaki öğrencilere yardım etmesi çok kıymetlidir. Aynı zamanda bu sürecin devlet eliyle de daha sürdürülebilir ve sistematik bir temele kavuşması büyük önem arz etmektedir.

Çocuğun iyi olma halinin bir diğer bileşeni, erişilebilir ve kaliteli okul öncesi eğitim hakkıdır. İstanbul’da “Yuvamız İstanbul” projesi kapsamında giderek daha fazla belediye kreşi açılsa da, bu uygulamalar ülke sathında yaygınlaşmış değil.

Okul öncesi eğitimin yaygınlaşmadığı bir toplumda çocuklar okuma-yazma becerilerini geç kazanır, geç sosyalleşir, akranlarına kıyasla okula başladıklarında yapabilirlikleri daha geriden ilerler; çoğunlukla anneleri de bakım yükünden dolayı istihdama geç katılır veya emek piyasasından kopar. Dolayısıyla, çocukların iyi olma halinin önemsenmediği durumlar, hem çocukların sonraki gelişim evrelerini, hem de bakım verenlerin istihdam piyasasındaki durumunu ve kendilerini gerçekleştirme heveslerini etkiler.

Türkiye’de çocuğun iyi olma hali kapsamında çocuk işçiliğinin ekonomik gidişatla artması, okul harcamalarının birçok ailenin bütçesini zorlaması sonucu okul terklerinin artması da beklenen riskler arasındadır. Dezavantajlı bölgelerdeki çocukların eğitime katılım istatistiklerinin düzenli şekilde tutulması, olası çocuk işçiliği eğilimlerinin okul müdürleri üzerinden ilgili mercilerle paylaşılması ve çocukların ülkenin ekonomik yükünü taşımasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu da, sistematik ve yerelden merkeze iletişim kanallarının sürekli açık olmasını önceleyen bir ulusal strateji ve bireysel farkındalıkla mümkündür.

Bu açıdan kız çocukların okula gönderilmemesi gibi vakaların da yakından incelenmesi, yoksullaşma sürecinin okullulaşma eğilimlerini ve erken/zorla evlilikleri tetiklememesi için yereldeki eğitim verilerinin düzenli tutulması ve erken müdahalelerde bulunulması önemlidir.

Tabloya “öteki çocukları” da katmak: “Çocuğun statüsü olur mu?”

Türkiye’de düzenli/düzensiz göçmen, sığınmacı/geçici koruma altındaki kişi statüsünde bulunan yaklaşık 5 milyon insan bulunuyor ve onların önemli bir bölümünü de çocuklar oluşturuyor. Bu bakımdan TÜİK’in hazırlamış olduğu “Türkiye Çocuk Araştırması, 2022” çalışmasında örnekleme girmeyen bu çocuklardan da bahis açmak gerek.

Trajik bir savaş ya da iç savaş travmasının ardından Türkiye’ye gelen ve burada büyüyen çocuklardan söz ediyoruz. Gözünü burada açan ve Türkiye’den başka bir ülkeyi, başka bir yurdu tanımayan çok sayıda çocuk var. Temel insani ve ahlaki yükümlülükler de bize çocukları ayırmamayı öğütler. Çocuk Hakları Sözleşmesi de vatandaş olsun veya olmasın tüm çocukların eğitim hakkından söz eder.

Türkiye’de mülteci çocuklar açısından 2011 yılından bu yana önemli bir pratik ve tecrübe mevcut olsa da okul dışı kalan çocuk sayısı harekete geçilmesini gerektirecek kadar fazla. Örneğin 2022 yılında yayınlanan MEB raporu, Geçici Koruma Statüsüne sahip aileler arasında 5-17 yaş grubunda yer alan 1.124.000 çocuktan 730 bininin bir okula kayıtlı olduğunu, 393 bininin ise (%34) okul dışı kaldığını söylüyor. Dahası, okula kayıtlı olmak, okula devam etmek anlamına da gelmiyor.

Bu oranın, geçici koruma statüsü altında olmayan, başka şekillerde ülkeye girmiş diğer ülkelerden çocuklar söz konusu olduğunda çok daha fazla olduğu tahmin edilebilir.

Pandemi sonrası ağırlaşan ekonomik koşulların en fazla mültecileri etkilediğini de vurgulamak gerekir. Bu bağlamda özellikle salgın ortamında artık geçinemez duruma gelen pek çok ailenin, çocuklarından en azından birini okuldan alarak çalıştırmak durumunda kaldığını haber veren kaynaklar var.

Yapılması gereken, kapsayıcı eğitim ortamını ve ayrımsız kuşatıcı kucaklayıcı bir sınıf atmosferini Suriye’den, Afganistan’dan ve diğer ülkelerden gelen çocuklar için de mümkün kılmak; okullarda ayrımcılıkla mücadele etmek; kültürlerarası beceriler temelinde eğitim vermek; öğretmenler, idareciler, idari personel ve destek personelinin bu doğrultuda temel eğitimden geçirilmesini sağlamak olmalı.

Eğitim dışı kalan çocukların okula yeniden dönmeleri mümkün hale getirilmeli.

Kayıtlı olduğu ilde yaşamayan ailelerin çocuklarının okula kabul edilmemesi şeklindeki uygulamadan vazgeçilmeli. Çocuklar, bütün bu tartışmaların dışında tutulmalı ve ailesi hangi şehirde yaşıyorsa, hangi şehirde ona bir güvenlik ortamı sunmuşsa o şehirde okula kaydedilmeleri sağlanmalı.

Başta Suriyeliler olmak üzere gözünü bu ülkede açan çocukların bu ülkede bir geleceğinin olduğuna dair bir güvence sağlayacak sosyal uyum odaklı düzenlemeler yapılmalı. Bu çerçevede Türkiye’de doğan çocukların vatandaşlık statüsü alabilmeleri otomatik hale getirilmeli.

Suriyeli çocukları gündelik hayatta ve okul ortamında maruz kaldıkları olumsuzluklara karşı dirençli hale getirecek çok boyutlu önlemler alınmalı. Onlara kendileri için rol model alabilecekleri başarılı Suriyeli öğrenciler, akranlar ve başarılı isimler sunulmalı.

Tarih bazen toplumlara komşularıyla ilgili önemli sorumluluklar yükler. Çocuklara karşı sorumluluk ise daimi olup ayrımsız biçimde onların tümü için geçerlidir.

Türkiye son yıllarda özellikle Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak bu sorumluluklarını yerine getirme noktasında yaşadığı sorunlarla yüzleşmeli ve çocuklar söz konusu olduğunda çözümler de başka gündemlere kurban edilmemeli.

Tabloyu eksik bırakmamak için.

İlk soruşturmamızın sonuna geldik.

Soru ve önerileriniz için raporbulteni@gmail.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle.

Hoşça bakın zâtınıza.

Rapor Bülteni Ekibi