Enes Kılıç ile #AraştırmaGündemi [03] | Kimlikler, Demokrasi, Gençlik ve Çocuk İşçiliği
Merhaba,
Araştırma Gündemi’nin üçüncü sayısı ile karşınızdayız.
Enes Kılıç editörlüğünde hazırladığımız bu sayımızda çocuk işçiliğini, temsili demokrasinin krizini, gençlerin siyasete katılımını ve Türkiye’deki kimlik ayrışmalarını ele aldık.
İyi okumalar!
Ömer Burak Tek
Rapor Bülteni Direktörü
Çocuk işçiliği alarm veriyor!
Temiz Giysi Kampanyası’nın Şubat 2025 tarihli Tekstilde Kaybolan Çocukluk Raporu, Türkiye’deki çocuk işçiliğin çarpıcı boyutunu verilere dayalı olarak ortaya koyuyor.
- Türkiye’de 1,3 milyon çocuk işçi var. Çıraklarla bu sayı daha da artıyor.
- Son bir yılda en az 66 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti.
- İş kazasında hayatını kaybedenlerin 22’si 0-14 yaş aralığında, 44’ü ise 15-17 yaş grubunda.
- Rapora göre Mesleki Eğitim Merkezi’nde (MESEM) çalışan en az 10 çocuk iş kazalarında öldü. Resmi rakamlara göre ise bu sayı 6.
- 15-17 yaş grubundaki çocukların %22’si işgücüne katılıyor.
- TÜİK verilerine göre, her 5 çocuktan biri ekonomik zorluklar nedeniyle çalışmak zorunda.
- Çocuk işçiliği ölümlerinde tekstil sektörü başı çekiyor. Son 11 yılda hayatını kaybeden 695 çocuk işçiden 17’si tekstil ve deri işkolunda çalışırken öldü.
- TÜİK’e göre, Türkiye’de yaşayan 22 milyon çocuğun 7 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşamını idame ettiriyor.
Yasal düzenlemeler yetersiz, denetimler eksik!
- Çocuk işçiliğiyle mücadelede en büyük sorun, yasaların tanımlamalarındaki belirsizlikler ve denetim mekanizmalarındaki eksiklikler.
- Çocukların işgücüne katılımı çıraklık veya mesleki eğitim adı altında meşrulaştırılıyor.
- MESEM programları, çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak kullanıldığı bir sistem haline gelmiş durumda.
Ekonomik bir mesele değil, yapısal bir sorun
- Eğitim sistemindeki yetersizlikler, göç dalgaları, düşük gelir düzeyi ve toplumsal normlar çocuk işçiliğini besleyen faktörler arasında.
- Çocukların ucuz iş gücü olarak görülmesi, yasal boşluklar nedeniyle kayıt dışı istihdamın yaygınlaşması ve denetim mekanizmalarının etkisizliği, bu sorunun büyümesinin başlıca nedenlerinden.
Temsili demokrasinin krizi
The Economist’in istihbarat birimi tarafından her sene güncellenen Demokrasi Endeksi 2024 Raporu, küresel düzeyde demokrasinin serencamını ele alıyor.
Rakamlarla:
- Küresel demokrasi skoru 2006’da 5,52 iken 2024’te 5,17’ye düştü.
- 130 ülkede demokrasi ya geriledi ya da iyileşme göstermedi.
- 60 ülke artık “otoriter rejim” olarak sınıflandırılıyor, bu oran 2014’te 52 idi.
- Dünya nüfusunun yalnızca %6,6’sı tam demokrasiyle yönetiliyor, 2014’te bu oran %12,5 idi.
- Otoriter rejimlerde yaşayanların oranı %39,2’ye ulaştı. Bu oran yıllar içinde artıyor.
- Küresel “hükümetin işleyişi” skoru 4,53 ile en düşük seviyede.
- 2024’te dünya nüfusunun yarısından fazlası sandığa gitti.
- Seçimler birçok ülkede iktidardakilere karşı bir tepki dalgasına dönüştü, hükümeti elde tutanlar seçimi kaybetti.
- Rapora göre temsili demokrasi, küresel çapta büyük bir güven kaybı yaşıyor.
- Vatandaşlar, oy vermenin artık anlamını yitirdiğini, siyasi elitlerin halka hesap vermediğini düşünüyor.
- Seçmenler, popülist hareketlere yönelerek sistemden duydukları hoşnutsuzluğu gösteriyor.
İşlevsizlik nerede?
- Rapora göre geleneksel partiler ve hükümetler, halktan kopmuş durumda.
- Siyasi kararlar, bürokratlara ve merkez bankaları gibi bağımsız kurumlara devrediliyor.
- Demokrasi resmi kurumlarla var olabilir ama bu kurumlar halka duyarsızsa sistem güven kaybediyor.
- Popülist hareketler yükselişte, çünkü kendini dışlanmış hisseden kitlelere ses veriyor. Dolayısıyla ana akım partiler, popülistleri “tehdit” olarak göstermek yerine, bu hoşnutsuzluğun nedenlerini anlamaya çalışmalı.
Peki ne yapılmalı?
- Seçmenlerin sesini duymayan sistemler, otoriterliğe kapı açıyor. Bu yüzden önce şeffaflık.
- Rapora göre çözüm, mevcut yapıların katılımcı modeller geliştirmesinde yatıyor.
- Aksi halde, popülist dalgalar güçlenmeye devam edecek ve demokrasinin temel değerleri erozyona uğrayacak.
- Halkın karar alma süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerekiyor.
Gençler siyaseti biliyor ama katılmıyor
Gençlik Örgütleri Forumu’nun Mart 2024 tarihli Gençlerin Politik Tercihleri Araştırması, gençler arasında mevcut siyasi partilere olan güvenin büyük ölçüde azaldığını ortaya koyuyor.
- Kararsızların oranı her yıl artarken seçimlere katılım düşüyor.
- Siyasi partilerin gençlerin taleplerini karşılamadığı ve samimi bulunmadığı vurgulanıyor.
- Genç seçmenler sadece sandıkta değil, örgütlenme ve siyaset yapma anlamında da sistemin dışına itiliyor.
Apolitik değil, tercih meselesi
- Kararsızlar ve oy kullanmayacağını söyleyenlerin oranı %46,1.
- Gençlerin %73’ü herhangi bir toplumsal kuruluşa üye değil.
- Gençlerin %7’si herhangi bir örgüte katılmaktan “fişlenme korkusu” nedeniyle çekiniyor.
- Siyasi parti ya da sivil toplum kuruluşlarına dahil olmanın değişim yaratacağına inanan gençlerin oranı çok düşük.
- Siyasi partilere katılım %5’e gerilemiş, 2013’te bu oran iki katıydı.
- Genç kadınlar siyasete katılım konusunda erkeklerden daha isteksiz. Bunun nedenleri arasında aile baskısı, ataerkil yapı ve erkek egemen siyasi sistem gösteriliyor.
- Gençler için yeni bir siyasi oluşuma katılmak da cazip değil.
Raporun önerdiği
- Gençlerin büyük çoğunluğu sivil toplum kuruluşlarına güvenmiyor. Ancak daha kapsayıcı ve bağımsız girişimler desteklenirse gençlerin örgütlenme oranı artabilir.
- Gençler için parti içi kota ve teşvik mekanizmaları oluşturulabilir.
- Siyasi partiler gençlere yönelik politikalarını samimi ve katılımcı hale getirmeli.
- Yeni neslin beklentilerine uygun çözümler üretilmeli.
- Parti içi gençlik kolları daha etkin hale getirilmeli.
Kimlik temelli ayrışmalarımız
Ankara Sosyal Bilimler Vakfı tarafında Temmuz 2024’te yayınlanan Türkiye’de Kimlikler: Din, Ekonomi ve Siyaset Raporu, toplumsal kimliklerin siyasal tercihler, ekonomik beklentiler ve güvenlik algıları üzerindeki etkisini mercek altına alıyor.
Lider mi kurumlar mı?
- Kendini “modern” olarak tanımlayanlar ve muhafazakârlar arasında en belirgin fark, yönetim anlayışı konusunda ortaya çıkıyor.
- Modernlerin %48’i güçlü kurumları desteklerken muhafazakârların %62’si güçlü bir liderin daha önemli olduğuna inanıyor.
Milliyetçilik ve güvenlik algısı
- Muhafazakâr kimliği güçlü olan bireyler, ülke savunmasına daha fazla önem veriyor.
- Savunma harcamalarına öncelik verilmesi gerektiğini düşünenlerin oranı muhafazakârlarda %58 iken modernlerde %46.
- Eğitim düzeyi arttıkça refahı önceleyenlerin oranı artarken düşük eğitim seviyesine sahip bireyler güvenlik ve savunmaya daha fazla önem veriyor.
Devlet ve sosyal sorumluluk
- Toplumun büyük bir kısmı devleti sosyal refah sağlayan bir yapı olarak görüyor.
- Halkın %90’ı fakirlere bakmanın devletin temel görevlerinden biri olduğunu düşünüyor.
Çalışan her zaman kazanır mı?
- Toplumun %63’ü başarılı olmak için mutlaka torpilin ya da güçlü bir tanıdığın olması gerektiğine inanıyor.
- Toplumun %57,6’sı işsizliğin asıl sebebinin işsizlik değil, iş beğenmeme olduğunu düşünüyor. – Ek bilgi: Eğitim düzeyi yükseldikçe bu algı değişiyor.
- Toplumun %68,2’si “Çalışan, iş hayatında her zaman kazanır” görüşüne katılıyor, ancak bu oran yaş ve eğitim düzeyine göre değişiyor.
- Rapor, Türkiye’de çalışma hayatı, başarı ve refah algılarının kimlik, eğitim ve ekonomik duruma bağlı olarak büyük değişiklik gösterdiğini de tüm çelişkileriyle ortaya koymuş oluyor.

Araştırma Gündemi’nin üçüncü sayısından bu kadar.
En büyük destekçimiz okuyucularımız. Bültenimize abone olarak ve arkadaşlarınıza tavsiye ederek bizlere katkı verebilirsiniz.
Rapor Bülteni’yle ilgili her türlü görüş ve önerilerinizi raporbulteni@gmail.com adresine veya bu bültene cevap yazarak ulaştırabilirsiniz.
Rapor Bülteni Direktörü Ömer Burak Tek’e ise omerburaktek@gmail.com adresinden ulaşmanız mümkün. Her gün içerik paylaşımına devam eden Instagram hesabımızı buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.
Hoşça bakın zâtınıza.